‘Kesb’, İslâm düşüncesinde insan fiillerini açıklayan temel kavramlardan biridir. 

Kelime olarak ‘kazanmak, edinmek, çabalamak’ anlamına gelir; terim olarak ise insanın ‘fiile yönelme, niyet etme ve tercih etme’ payını ifade eder.

 

İnsan bir fiile yönelir, niyet eder, tercih eder; ‘Allah ise o fiili yaratır’. 

İşte insanın bu yöneliş ve tercih kısmına ‘kesb’ denir.

 

Bu yüzden kesb, insanın:

– sorumluluğunu, 

– niyetini, 

– iradesini, 

– ahlâkî yükümlülüğünü ifade eden ince bir kavramdır.

 

Kısa bir metafor:

Bir çocuk kapıyı açmak ister, bu ‘kesb’tir. 

Kapının gerçekten açılması ise Allah’ın yaratmasıdır.

 

Çocuğun niyeti ona aittir; sonuç ise Allah’ın kudretiyle gerçekleşir.

Dışarı çıkıp bahçede oynayabilmesi çocuğun kazandığıdır.

 

İmanın Kazanılması ve Yönelişin Mahiyeti:

Hidayet Allah’tandır. İnsan yönelmesiyle iman denilen büyük nimeti kazanır; lâkin yönelmesi de kazandığıdır. 

Zira kendi başına cüz’î iradesiyle baş başa kalsa gücü yetmez; o cüz’î iradeyi de veren Allah’tır. 

İnsanın o iradeyi sürdürebilmesi, kararlılığını koruyabilmesi ancak Allah’ın ihsanıyla mümkündür.

Kula düşen:

– dua etmek, 

– duasının arkasında durmak, 

– elinden geldiği kadar samimi bir çaba göstermektir.

 

Kur’an’ın ifadesiyle: 

“Kulluğunuz ve niyazınız olmasa Allah ne diye size değer versin.” (Furkân 77)

İnsan kazandıkça ve imanın nimetlerini tattıkça imanının gereğine uygun davranmaya çabalar. 

Bu kazandığı her şey için böyledir: gayretiyle kazanır; kazandıkça gayrete gelir; o gayreti de kazandığıdır. 

Rabbinin verdiği güçle yapar ne yaparsa; şükredip şükretmeyeceği, nankörlük edip etmeyeceği, o gücü nasıl ve hangi yönde kullanacağı ise onun sorumluluğudur.

Bu hakikati en güzel anlatan hadis şudur: 

“Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir zira yaklaşırım; o bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim.”

 

Kesb ve Tevfîk İlişkisi:

 

İnsanın yönelişi ‘kesb’dir; fakat o yönelişi sürdüren ‘tevfîk’tir. Tevfik, Allah’ın amelleri doğrultusunda kuluna yardım ve yönlendirme sağlamasıdır.

İnsan adım atar; Allah o adımı büyütür. 

İnsan yürür; Allah rahmetiyle koşarak karşılık verir.

 

Bir metafor daha:

Bir çocuk karanlık bir odada babasının sesini duyar ve elini uzatır. 

Bu uzatma:

– küçük, 

– zayıf, 

– eksik, 

– belki titrek bir harekettir. 

Ama baba:

– çocuğun elini tutar, 

– kaldırır, 

– kucağına alır, 

– ışığa çıkarır.

 

Çocuğun yaptığı sadece uzanmaktır; bazen uzanmaya bile gücü yetmez, düşer, gerisini baba yapar, tutar kaldırır.

Allah kalplerdeki niyetlere bakar.

O Allah ki, her türlü benzetmeden münezzehtir.

Kesb–tevfîk ilişkisi genel hatlarıyla budur.

İman:

– kesb ile talep edilir

– vehb ile verilir, 

– tevfîk ile korunur, 

–  rahmet ile kemale erer.

Bu yüzden Kur’an’da:

“Rabbimiz! Kalplerimizi kaydırma” diye dua edilir.

İnsan iradesiyle Allah’a yönelir; fakat o iradeyi ayakta tutan da Allah’tır.

“Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz” (Tekvir. 81/29)

İnşallah “Allah’ın dilemesiyle” demektir, aynı zamanda “Allah’ın izniyle” manasına gelir. Dilemek bu cümlede irade etmek/yapmak anlamındadır. Cümle aynı zamanda “izin vermedikçe” yapamazsınız, ancak izniyle yaparsınız manasına da gelir.

Allah her şeyin ilk başlatanıdır. Hayr Allah’tan. Kulun kesbi vardır; kula düşen O’nun verdiği gücü, kazancını hangi yönde kullandığıdır. Gücü kötü yönde kullanıyorsanız izin verdiği içindir. Bu insanı sorumlu kılar -Fakat Allah insanı yardımsız bırakmasın. Şer nefsimizden; yoksa insan kendi başına hayırlı bir şey yapamaz. Yönünü bile bulamaz- bu  hakikat hem onu kibirden korur.

Hz. Allah terbiye edendir.

Her şey Allah’tan.

 

Yorum bırakın