SONSUZLUK VE SONLULUK

Öncelikle şunu belirtmek isterim bu metin sonsuzluk kelimesinin anlamını değiştirmeye çalışmıyor. Yaratılmış açısından sonsuzluğun ne anlama gelebileceği üzerine bir tefekkür. Her şeyin doğrusunu Allah bilir.

Bu dünyada her şey sonludur. Gece gündüz, mevsimler sonludur ama tekrar eder. Ağaçlar yeşerir, derken yapraklar ölür, sonra yeniden yeşerir.

Bu, çözemediğimiz bir sorunu faydası olmayan bir şekilde tekrar tekrar aynısıyla kafanın içinde kurmak değil. Ruhsal dünyamızda bunun izdüşümü, olana razı olmak, olanı kabullenmek. Tekrarında daha uygununa yönelmek. Yeni olanakların ortaya çıkmasını sabırla beklemeden aynı düşünceyi döndürüp durmak değil, kısır ve bir şey üretmeyen, insanı yoran bir döngüye girmek değil.”

Yediğini sindirip, özümseyip, işte güçte kullandıktan sonra yeniden acıkıp yemek gibi…

Uygunundan kastim, işimizi görmesi, ihtiyacımızı gidermesi.

Yardım Allah’tan.

Mutlak sonsuzluk Allah’a mahsustur.

Biz bunun mahiyetini aklımızla kuşatamayız.

“İnsanların dilinde meşhur olan ‘İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır’ sözü bu açıdan anlamlıdır.”

Bir şey zaten ancak o zaman bıkkınlık vermez.

Ya da güzel ve mükemmel olduğunda!

HER ŞEYİN EN GÜZELİ, MÜKEMMELİ ALLAH’IN!

Eksiklik insana mahsus…

Allah Teâlâ her an yaratma halindedir.

Sonu kesik, arkası gelmeyecek nimet, insanın, sonsuzluğun da özgürlüğün de kendisine bağlı olmadığını anlamak istememesidir. Bu tıpkı yemek yemeyi sonlandırmayıp helâk olmak gibidir. Şeytan Hz. Âdem ile Hz. Havva’yı “Rabbiniz size bu ağacı ebedilerden olmayasınız diye yasakladı” yeminiyle kandırdı. İnsan, ebediliğin de özgürlüğün de (bilinçli veya bilinçsiz) kendinde olmasını isterse, bir şeyi unutur: Varlığının devamı her an her şeyi yaratmakta olan Rabbinin elindedir. İhtiyacını giderdiği halde aldığı zevk uğruna isteğini sonlandırmaması bu nedenle isteyemeyecek hale gelmesine veya bir daha isteyemeyecek hale gelmesine yol açabilir. Özgürlüğü isterken özgürlüğünden olur, daha fazlasını isterken elindekinden olur.

Oysa özgürlük de sonsuzluk da kulluktadır. Rabbine kulken, O’nun yardımıyla ve kendi çabasıyla meşru istekleri sürebilecekken hasta olup isteyemez ya da hiç isteyemeyecek hale gelebilir. Ömrü elverdiğince önü açıkken yolunu zaman zaman ya da tamamen kendi kapar. Kulluğuyla güzel olan her şeyi özgürce ve sınırsız isteyebileceği cennette devam edecekken helâkin tekrar tekrar yaşanacağı, azabın bitmediği, derilerin yenilendiği cehenneme aday olur.

Unutmayalım

Her şeyin yaratıcısı, her şeyin sahibi Allah, zamanın sahibi de O! (Yaratma) Yaşadığımız anın devamı, tekrarı O’nun. O dilemezse, izin vermezse biz hiç bir şeyi tekrar edemeyiz.

“Allah’ın rızasına uygun yaşayalım ki güzelliklerin devamına dair umudumuz sönmesin.”

Bu dünyada her şey sonlu. Ama her şey Allah’ın izniyle yeniden tekrar ediyor; kimimiz şarta (Allah’ın koyduğu sınırlara) bağlı olmaksızın (bazen de helal zevkler yetmiyor) hep devam etsin istiyoruz, hep yiyelim hep mutlu olup gülelim hep gezelim. Bitmeyene yönelip lezzetli bir yemeği sonlandırmadığımızda şişmanlayarak ya da şişkinliğe maruz kalarak sonlandırılıyoruz ya da devamlı bilgisayar ekranına bakmakla, ara vermemekle gözlerimiz kuruyabiliyor, velhasıl hoşumuza giden ne varsa hep devam etsin istediğimizde fiziken ve maddeten sınırlanıyoruz.

Arzuladığımız bir şeyde Allah’ın emrine uyar, aşırılığa gitmez, durmasını bilirsek yolumuza engeller çıkmamasını umabiliriz. Doyduktan sonra yediğimizi sindirip, işte tüketip tekrar acıkmakla güzel olanı sonraki anlarda tekrar etmek nasip oluyor.

Önemli olan:

Allah’ın çizdiği sınırlarda kalmak.

Bundaki hikmetin dünyada sürekliliğin, ahirette ebedi saadetin kapısını açan anahtar olduğu düşünülebilir.

Bu dünyada ise iç huzuruyla yaşamanın…

Dünyadaki imtihanımızı kazanırsak ahiretteki ebedi hayatımıza inşallah yeniden kavuşacağız.  “Hz. Âdem ile Hz. Havva cennette diledikleri nimetten serbestçe yararlanıyorlardı.  İmtihanın özünde ise hakikati bilmek, hakikate göre hareket etmek vardı. Yaratılmış olduğumuzun, kendimizin ve gücümüzün sahibinin Rabbimiz olduğunun, gücümüzü O’nun izniyle kullanacağımızın bilincinde olmak!

Hakikat üzerine olmak bizim menfaatimize. Allah Samed’dir. Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yok; ihtiyacı olan biziz. Allah Teâlâ her şeyi bir hikmete binaen yapar. “Hz. Âdem ile Hz. Havvâ’nın bulunduğu cennetteki imtihanın bilinen yasağı tekti: ‘Bu ağaca yaklaşmayın.’ Dünya hayatında ise yasaklar çeşitlendi; ama tema aynı.”

Her bir emir ve yasaksa yine bizim faydamıza. Daha iyi, daha güzel, daha huzurlu yaşamamız için, ahiret hayatımız için…

Allah ihsan/iyilik sahibidir.

Allah kimine de dünyada verdikçe verir. Kimi şükreder, kimi nankörlük eder. Asıl mahrum olanlar nimetin sahibini inkâr edenlerdir. Böylelerinin cennetten nasibi yoktur.

Ölüm sondur ama Allah yeniden diriltir; güzellikleri dilediğine cennette sonsuz yaşatmak üzere.

Kimseye zerre kadar haksızlık edilmez.

.

 

 

 

Yorum bırakın